Henry sebebini kendisinin de bilmediği bir rahatsızlıktan ötürü beklenmedik anlarda uzay-zaman da bir boşluğa kapılarak kendini başka bir mekanda ve başka bir zamanda bulmaktadır. Kontrol edemediği bu hastalığı hakkında bildiği tek şey alkolün bu olayı tetiklediğidir. İlk olarak küçük bir çocukken, annesinin sürdüğü bir arabanın kaza yaptığı bir anda yolculuğa çıkmıştır. Hem de çırılçıplak kalarak. Bir süre farklı zamanda kaldıktan sonra normal zamanına geri dönen Henry karşısında hurda yığınına dönmüş bir araba bulur. Annesi arabanın içinde ölmüştür. Bu kaza anında onun yanına ilk gelen onu bir örtüyle sarıp ilk teselli edense yine Henry'dir. Yalnız bu Henry küçük Henry'den yaşça bir hayli büyük olan Henry'dir.Küçük Henry'e bu şaşkınlık verici deneyimin açıklamasını yapan da yanından ansızın beliriveren kendisinin daha yaşlı halinden başkası değildir. Sonra bu orta yaşlı adam da elbise ve ayakkabılarını ardında bırakarak ortadan yok olur. İşte bu yolculuğun en sıkıcı yanlarından biri de zaman yolculuğunun beklenmedik anlarda ve çıpkak vaziyette gerçekleşmesidir.
Claire Henry'le ilk karşılaşmasında şaşkınlığını ve heyecanını gizleyemez. Çünkü daha beş yaşındayken kazara bir zaman yolcusuyla tanışmış ve ilerleyen zamanlarda bu kişiyle karşılaşmaya devam etmiştir ve tanıştığı bu esrarengiz adam ona kendisiyle gerçek zamanda tanışma sözü vermiştir. İşte o an Claire'nin Henry'i gördüğü bu andır. Henry'nin ise ne verdiği ya da daha doğrusu vereceği sözden, ne de bu güzel kızdan haberi yoktur. İşte zaman örgüsünün güzelliği de burada zaten. Bazı zaman yolculukları filmdeki gerçek zamanın ilerlemesiyle meydana gelmeye devam edecek ve meydana geleceği için de geçmişte bu yolculukların olmuş olmasını sağlayacaktır. Evet biraz karışık gibi anlatınca ama filmi baştan sona kadar izledikçe her şey çok daha anlaşılır oluyor.Sonuçta kafalarda soru işaretleri bırakmadan, sürekli sonun nasıl bağlanacağını merak ettirerek ilerliyor film. Tabi arada çok büyük çıkmazları olan bir aşk da var ama fildeki romantizmi tetikleyen ve derinden hissettiren unsur da bu olağan dışı, hiç de alışık olmadığımız bir aşk hikayesinin anlatılması olmuş. Mükemmel bir film. Özellikle de hem bilim kurguya hem de hafiften romantik filmlere meraklıları fazlasıyla doyuracak bir film.

Cennet ise Susie'ye Dünya'daki hayatıyla olan bağlarını koparması kadar yakın. Ancak Susie için cennetin geride bıraktıklarına kıyasla pek bir anlamı yok gibi başlarda. Bir şeyler onu Dünyayı izleyip, olacakları görmeye davet ediyor. Bu arada ufak bir kız arkadaş ediniyor bu hayal diyarında. Arada sırada insanın hayal bile edemeyeceği derecede fantastik eğlencelere dalıyor ikili. Burası cennet değilse kim bilir cennet nasıldır acaba diye düşünüyor insan. Aradaki bu esrarengiz yer bile insana oldukça muhteşem manzaralar sunmakta. Dünya'dan kopuk insanı kendine çeken, bir nevi ölüme özlem duymasını sağlayan bu mekanı yaratma konusunda baya uğraşmış arkadaşlar. Cenneti göstermeden Cennet'in hayalini kurma fırsatı vermişler bizlere. Diğer yandan ise bu güzellikler Dünya'nın ne kadar acılarla dolu bir yer olduğunu da hatırlatıyor insana. İşte zaten bu yüzden insan "ölüme özlem" duyuyor dedim. Bir rahatlama, bir kendini O'nun merhametine bırakma isteği uyandırıyor.
Güzel bir film. Romandan uyarlama olduğu için Roman hayranlarının fazla beğenmediği söyleniyor ama sonuçta okumayanlar da var yani. Gerçi ilk izleyenler okuyanlar olmuştur tabi o ayrı. İzleyin siz de. Ama yanınızda birisi olmadan izlemenizi ve mümkünse geceyi beklemenizi tavsiye ederim. İçinizi güzel bir umut kaplayabilir yatmadan önce. 









